Fosilleşmiş Eğitim ve Sistemin Dinozorları

22 Ağustos 2013 Pazar

Bir dünya hayal etmenizi istiyoruz. Öyle bir dünya ki her saniye gündemi takip edebileceğiniz, arkadaşlarınıza ulaşabileceğiniz hatta bir mesajla iletişim kurabileceğiniz hiçbir aracın olmadığı bir dünya. Teknolojinin T’sini bırakın bilimin dahi ilerlemekte zorlandığı bir dönem düşünmenizi, görmenizi, duymanızı ve hatta hissetmenizi istiyoruz. Yeni nesil hatta eski nesil bile böyle bir çağın varlığını sorgulayacaktır. İşte öyle bir dönemde kurulan eğitim sisteminin hala günümüzde uygulandığını söylesek ne düşünürdünüz?

Bir yandan bu söylediklerimizi düşünürken, bir yandan da öğrenciler hayal etmenizi istiyoruz. Öyle imkanlara sahipler ki tabletlerle işlenen dersler, akıllı tahtalarda oynatılan animasyonlar, okula destek adı altında dershaneler, bunlar da yetmezmiş gibi her dersten özel eğitim veren özel ders hocaları. Teorik olarak düşünüldüğünde bu imkanlara sahip bir öğrencinin harikalar yaratması beklenir. Ancak ülkemizde öğrencilerimiz tüm bu imkanlara rağmen PISA (Öğrencilerin öğrendiklerini hayata uygulayabilme becerilerini ölçen bir tür test) verilerine göre dünya arenasında sondan üçüncülükte istikrarlı bir süreç izliyor. Sorgulanması gereken öğrencilerin bu başarısızlıklarında üstlendikleri rolleri mi, yoksa tüm imkanlara sahip olan okulların öğretmedeki yetersizlikleri mi? Aslına bakarsanız ikisi de sistemde suçlu değil. Önemli olan nokta eğitim müfredatı içinde verilen bilgilerin gerçek hayata uygulanabilir olup olmaması.

Farz edelim ki ülkemizin en iyi okullarında eğitim almış, branşında yüksek lisans yapmış yeni mezun bir genç iş bulma sürecine başlasın. Tabiki hemen işe kabul edilir değil mi? Maalesef artık öyle olmuyor. Yeni mezun bir genç iş arama sürecinde bir sürü engelle karşı karşıya kalıyor. İşverenlerin aradığı nitelikler arasında okullarda gösterilmeyen ve dolayısıyla yeterlilik kazanılamayan kabiliyetler, binlerce lira harcanıp alınması gereken sertifikalar, ana dili gibi konuşulması gereken yabancı diller, iletişim becerileri, liderlik vasıfları gibi bir çok özellik bulunuyor. Peki ama okullarda kazanılan, ezberlenen binlerce bilgi yığını ne işe yarıyor? Bilgi ve teknoloji çağında artık bilgisayarlar matematik işlemlerini, 3 boyutlu çizimleri, grafik tasarımlarını ya da tarihi araştırmaları insandan çok daha hızlı bir şekilde yapabiliyor. Öyleyse yaklaşık 5 yaşında okul öncesi eğitimle eğitim hayatına başlayıp akademik kariyerle devam eden ve yaklaşık 17 ila 23 yılını okullarda geçiren insanlar hangi talepleri karşılamaktadır? İnsanların okulda ne kadar zaman geçirdiğini hesaplamak ya da aldıkları diplomalara bakmak bize bu insanların gerçekte neler yapabileceğini gösterebilir mi? Sorgulanması gereken işverenlerin ve sektörün talepleri mi, yoksa bu talepler doğrultusunda kurulmuş eğitim sistemi mi?

Ted.com’a konuşmacı olarak katılan ve aynı zamanda SOLE projesiyle ödül kazanmış olan Sugata Mitra’nın konuşmasından bir kesit:

“Öğrenmenin gelecekte konumu ne olacak?

Bu konuda benim bir planım var. Fakat bu planın ne olduğunu anlatmam için size ortama zemin hazırlayanküçük bir hikaye anlatmam gerekiyor. Okulda öğrendiğimiz tarzda eğitimin olduğu yöne bakmaya çalıştım. Bu eğitim anlayışı nereden geldi? Ve geçmişe, çok eskilere bakabilirsiniz, fakat günümüzdeki öğretimin haline bakacak olursanız nereden geldiğini anlamak hiç de zor değil. 300 yıl önce, dünyadaki son ve en büyük imparatorluklardan biri olan Büyük Britanya’da ortaya çıktı. Bir gösteriyi tüm gezegeni bilgisayar olmadan, telefon olmadan elle kağıt parçalarına yazılan bilgilerle ve gemilerle seyahat ederek yönetmeye çalıştığınızı hayal edin. Viktoryan dönemindeki insanlar bunu gerçekten başardı. Yaptıkları şey hayranlık uyandırıcıydı. İnsanlardan oluşank üresel bir bilgisayar yarattılar. Aslında bugün bu hala bizimle. Adı da bürokratik yönetim makinesi. Bu makineyi çalıştırmak için çok ama çok insana ihtiyacınız var. Bu insanları üretebilmek için başka bir makine daha yarattılar. okul. Okullar daha sonra bu bürokratik yönetim makinesinin parçaları olacak insanları üretecekti. Birbirileriyle aynı olmalıydılar. Üç şeyi kesinlikle bilmeleri gerekiyordu. Güzel el yazıları olmalıydı, çünkü bilgi el yazısıyla aktarılıyordu; okuyabilmeleri gerekiyordu; ve zihinden çarpma bölme, toplama ve çıkarma yapabilmeleri gerekiyordu. O kadar benzer olmalıydılar ki Yeni Zellanda’dan birini alıpKanada’ya gönderdiğiniz zaman anında işe yarar olmalıydı. Viktoryanlar harika mühendislerdi. Öylesine dirençli bir sistem inşa ettiler ki bu sistem bugün hâlâ bizimle durmaksızın, artık var olmayan bir makine için birbirinin eşi insanlar üretiyor. İmparatorluk bitti. Peki, birbirine benzer insanlar üreten bu tasarımla ne yapıyoruz? ve şayet bu tasarımla yapılabilecek başka bir şey varsa onunla bundan sonra ne yapacağız?”

Bu alıntıdan çıkardığımız sonuca göre aslında eğitim sistemi kötü sonuç vermiyor. Aksine mükemmel çalışıyor. Tasarlandığı tarihe göre standart, aynı tip insanlar üretmek konusunda sistem çok başarılı. Ancak günümüze uyarlanabilir olmayan bu eğitim sistemi çağımızın gereklerini karşılamamaktadır. Hatta karşılamak bir kenara standardize edilmiş metodlar eşliğinde yaratıcılığı öldürmektedir. Günümüzde artık güzel yazı yazan katiplere gerek duyulmamaktadır. Malum bilgisayarlar her gün artan yeni yazı karakterleri ve biçim destekleriyle istediğimiz her türlü yazıyı istediğimiz şekilde yazabilmemize, çıktı alabilmemize ve hatta bir kaç saniye içerisinde dünyanın öbür ucuna internet aracılığıyla gönderebilememize olanak sağlıyor. Yine aynı şekilde zihinden çarpma, toplama, çıkarma, bölme gibi matematiksel işlemleri mükemmel yapmamıza veya sayfalarca formül ezberlememize de gerek kalmadı. Tüm bu yapılması gerekenleri sesli yanıt sistemiyle çok hızlı bir şekilde yaparak göz bebeğimize yansıtan akıllı gözlükler ve telefonlara sahibiz. Ancak hala ilkokul çağındaki bir çocuk çarpım tablosunu ezberlemekte zorlandığı ve aynı anda güzel yazı yazamadığı için, ailesi çağırılıp çocuğa baskı yapılıyor. Üstelik zekanın çok farklı alanlara bölünmüş olmasını bilmemize rağmen hala çocuklara, gençlere zeki değil etiketi yapıştırılıyor. Peki bunca anlatılanla birlikte yapılması gereken şey okulları kökten kapatmak mı? Tabiki hayır. Okul, çocukların ve gençlerin dönemsel olgunluğa erişmesi için gerekli olan sosyalliğin sağlandığı, başarı hissinin tatmin edildiği, yaratıcılığın tetiklendiği ve fiziksel enerjinin dışa yansıtılmasına yardımcı olan bir kurum halinde işlerliğini sürdürmelidir.

Abraham Lincoln’den alıntı yaparak devam etmek istiyoruz. “Sakin geçmişin dogmaları fırtınalı bugün için yetersizdir.” Bir durum şartlar zorlaştıkça aşılması zor hale gelebilir, o zaman biz de zorlukların üzerine tırmanarak o durumu aşmalıyız. Bir durumun üstesinden, zorluklardan kaçarak değil onları kullanarak gelmek. “Bizim davamız yeni, demek ki yeni düşüncelerimiz olmalı ve eylemlerimiz de yeni olmalı. Kendimizi azat etmeliyiz ancak ondan sonra ülkemizi kurtarabiliriz.”

Tüm bu yazılanların yanında, eğitim platformunda eğitim sisteminin gediklerinin nasıl kapatılacağını tartışan eğitim bilimciler önemli bir noktayı atlıyor. Bir olayı eleştirmek onun açıklarını görmek için yeterlidir. Ancak eğer alternatif bir yol önermezseniz yaptığınız şey sadece eleştirmekle kalır. Yani atasözünde denildiği gibi lafla peynir gemisi yürümez. Bizce başta yapılan yanlış, hali hazırda kullanılmakta olan eğitim sisteminin iyileştirilme çabasıdır. Oluşturulduğu döneme mükemmel hizmet veren bu sistemin günümüz koşullarına adapte olamadığı aşikardır. Demek ki yapılması gereken var olan sistemi iyileştirmek değil, bugünün ihtiyaçlarına karşılık verebilecek esnek ve yenilikçi aynı zamanda endüstriye hizmet eden değil onu yönlendiren bir eğitim sistemi oluşturmaktır.

Sir Ken Robinson’ın dediği gibi “Dünyadaki tüm eğitim sistemleri şu anda reform içindeler. Ama bu yeterli değil. Reform artık yeterli bir çözüm değil çünkü reform demek bozuk bir modeli tamir etmek demektir. Ihtiyacımız olan – gerçi bu laf son zamanlarda çok sık kullanılır oldu ama– eğitiminin evrim geçirmesi değildir, ihtiyacımız olan bir eğitim devrimidir. Artık eğitim olduğu şeyden başka bir şeye dönüşmelidir.”

Yasemin Bahar ve Serhan Bahar

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer

Sliding Sidebar